Kara Yusuf

Bu yazıda size; artık aramızda olmayan bir hayal kahramanını anlatacağım. ” Hayal kahramanları yaşar mı? ” diye soruyor olabilirsiniz. Cevaplıyorum; evet yaşar. Kara Yusuf, bizimle beraber ama bir o kadar da uzak yaşadı ve öldü. Geriye anılardan, sorulardan ve tebessümden başka bir şey bırakmadı. Bu yazıyı okuyanların bazıları onu hatırlayacaktır. Şimdiden uyarmalıyım ki bu yazıda sansür ve sahte duygu sömürüleri yoktur. Bu, bazıları için “hayal” kırıklığına sebebiyet verebilir.

Kara Yusuf, kimseye “eyvallah” demeyen, tek doğrunun kendi doğrusu olduğunu düşünen, prensiplerine ölümüne bağlı ve insanların hayatlarına kendi doğruları minvalinde yön verme çabasında olan bir karakterdi. Özellikle “yönetme” huyu doğal olarak sevilmezdi. Çünkü kimse hayatına başkalarının yön vermesinden hoşlanmazdı. O da aslında bunun farkındaydı ancak “huy” adı verilen şey ölüme kadar ve belki de ölünce bile insan ruhundan ayrılmayan bir özellikti. Yusuf; lakabını aldığı esmer teni, ortalamaya kıyasla uzun boyu, yaşlı bir bedeni ama genç bir ruhu olan biriydi. Bedeni yaşlıydı ancak bu onu yapmak istediklerinden alıkoymuyordu. Kime sorarsanız sorun “yaşlı” kategorisine girmeyen ve asla girmeyeceği düşünülen bir insandı. Hiç düşmedi ve hiç eğilmedi. Ta ki onun sonunu hazırlayan çaresiz hastalığa yakalanana kadar. Hastalık kısmını daha sonra anlatacağım. Hayatına devam edelim.

Yusuf, kendinden sonra en çok kendisine iyi hizmet edeni severdi. Hepimiz gibi. Bize maddi ya da manevi olsun en iyi hizmet edeni, bizi en çok mutlu edeni daima daha çok severiz. Varoluşumuzdan gelen egoizm bizi buna mecbur kılar. İstisnalar bile o istisnayı yaratan “iyilik” ile egosunu tatmin eder. Yusuf egoist değildi. “Narsist idi. Herkeste belli bir miktarda olan narsisizm onun ruhuna büyük ölçüde hakimdi. Ve yine bu yönden narsisizmi ile de farklılık yaratıyordu. Bir insanın kendisini sevmesi ne kadar doğal ise kendisini bir nevi tanrılaştırması da o kadar anormaldir. İşin ilginç yanı Yusuf kendinden daha çok çevresi tarafından tanrılaştırılmıştı. Eleştirildi, yeri geldi nefret edildi ama bu “tanrılaşmasına” mani olmadı. Bilakis tanrılığını daha da güçlendirdi.

Kara Yusuf, çocukları evlenince karısı ile baş başa kaldı. Torunlarından uzun süre bu hayatta en değer verdiği şeylerden biri olan “hizmeti” göremedi. Görse de bu ona asla yeterli gelmedi. Hep daha fazlasını istedi. O, sevdiklerinin sürekli çevresinde olmasını isterdi. Maalesef bu arzusu son iki yıla kadar tam anlamıyla tatmin edilemedi. Edilmesi de mümkün değildi. Çünkü sevdiklerinin de kendi hayatları vardı. Karısı ile yıldızı hiç barışmadı. “Yönetme” özelliğini karısı üzerinde başarı ile uyguladı. Karısı da bunların neticesinde kendi hizmetini göremeyen birisine dönüştü. Bunda Yusuf’un ne kadar payı var bilinmez ancak otoriteler sebeplerinden biri olarak yorumluyor.

Saygın bir kişilik olan Yusuf, emekli olmadan önce öğretmendi. Karakterinin o yıllarda da aynı olduğu göz önüne alınırsa yetiştirdiği öğrenciler şüphesiz şu anda da onu hayatlarının her anında hatırlıyordur. Yaşadığı köyde Kara Yusuf’dan sonra “Yusuf Hoca” olarak tanınırdı. Küçük ya da büyük, ilişkide bulunduğu her insanda bir iz bırakmıştı.

Hayatında 2 dönüm noktası oldu. İlki; müptelası olduğu gece hayatından yerleşik hayata geçişi, ikincisi ise yakalandığı amansız hastalık. Bu durumda hayatını 3’e ayırabiliriz. Gece gündüz eğlenen, meyhanelerde zaman geçiren, muhabbet ortamlarından ayrılmayan birisi gün geliyor tüm bunları bir kenara bırakıyor ve standart, tek düze bir hayata geçiyor. Bu tek düze hayatın sonunda yine bir dönüm noktası ile hastalıkla tanışıyor ve ilginçtir neredeyse ilk dönüm noktasından önceki hayatına dönüyor. Göçebe bir hayat, hızlı geçen günler, çocuklarının tekrar yanında olması.. Hayat karşımıza neler çıkarıyor.. Yusuf’a da öyle yaptı ve ölmeden önce tekdüze hayatında istediği şeyleri farklı bir şekilde teker teker ona yaşattı. Hizmet gördü ve yeri gelince yönetti.

Yakalandığı hastalığa ortalama bir insan maksimum “iki sene” dayanabiliyordu. Yusuf da öyle yaptı. Hayatında hep fazlasını istemişti ya? Bunu hastalığa da yaptırdı ve iki yıl yaşadı. Son bir ay haricinde bu iki yılın tamamını sorunsuz, hizmet gördürerek ve yöneterek geçirdi. Son ayda hastalık kritik organlarına sıçradı. Kim bilir belki bunu bile kendisi istemişti. Hastalığa bile canını ne zaman alacağını o söylemişti. Yaşamının son ayının başında öldü. Bu son ayın bitiminde de hayattan tüm bağını koparıp yöneteceği başka evrenlere doğru yola çıktı. Bu gezegende misyonunu tamamlamıştı.

Yusuf anlatması zor bir insandı. İç dünyası hakkında pek çoğunun en ufak bir fikri yoktu, şüphesiz hâla da yoktur. Sorulsa herkes onu tanıyordu ama aslında kimse onu gerçekten tanımıyordu. Tanrılaşmasında en etkin rolü koyduğu sınırlardı. Yusuf ile eğer Yusuf isterse konuşabilirdiniz. Onu hiç bir şeye mecbur edemezdiniz ama o istemediğiniz her şeyi size yaptırabilirdi. Bu yazıyı bana yazdırdığı gibi…Rahat uyu…

Şu yazılar da ilginizi çekebilir...

1 Yorum

  1. necdet dedi ki:

    süper bir değerlendirme

necdet için bir cevap yazın Cevabı iptal et

%d blogcu bunu beğendi: