Eğlence & Mizah ’ Kategorisi

Vuvuzela ile ilgili bildiğiniz gerçekler

Aslında bu sorunun cevabı hazır: “Bilmek istediğimiz tek şey sessizliği“. Dünya kupası maçlarını işkenceye çeviren bu anlamsız alet tonlamasız, estetiksiz bir gürültüden başka bir şey çıkarmıyor. Fakat nasıl olduysa Güney Afrika’nın kültürü haline gelmiş. Wikipedia’da yazılanlara göre zamanında kabileler arasında iletişim için kullanılıyormuş. E iyi yine iletişim için kullan kardeşim, ne diye gürültü için kullanıyorsun ki? Taraftar sesine hasret kaldık maçlarda…

Bu aletlerin orijinali “Kudu” adlı bir antilop derisinden yapılırmış. Anlaşılan o ki daha sonra kapitalizmin etkisiyle bunlar seri olarak plastikten üretilmeye başlanmış ve zavallı Afrika halkına “vuvuzela” diye yutturulmuş. Adı da “stad borusu/kornası (stadium horn)” olarak koyulmuş. Federsayon kupası ile başlayan bu eziyet şu an dünya kupasında çekilmekte. 130-140 desibellik gürültü yaratan bu alet insan sağlığına da son derece zararlı. (bilimsel kanıtım yok)

Vuvuzela yapılan Kudu hayvanı

Fifa yetkilileri bu aleti yasaklamaya çalışmış ancak Güney Afrika yetkililerinin baskısı neticesinde geri çekilmişler. Ardından “anonsları etkilemiyor o halde çalınabilir” şeklinde bir kıvırma yolunu tercih etmiş. Bu açıdan Güney Afrika’yı bütünüyle tebrik ediyorum. Bizde böyle bir şey olsa. Mesela herkes tribünlerde zurna çalsa ve fifa bunu yasaklamaya kalksa eminim bizimkiler söyleneni yapar. Hiç karşı çıkacaklarını zannetmiyorum. Hatta üstüne onlarca araştırma sonucu getirir “zararlıymış beyler”, “bence sesi güzel” gibi açıklamalar yaparlar.

Vuvuzela için açılmış siteler de var. Mesela banvuvuzela.com şeklinde bir anket sitesi var. 96.000 kişinin 87.000 kadarı yasaklanmasını istiyormuş. Tam tersi vuvuzelayı öven siteler de yok değil. Onlara göre Vuvuzela, Güney Afrika futbolunun güzel sesi..

Genel olarak Vuvuzela’yı Güney Afrikalılardan başka seven yok. Onca tepkiye rağmen maçlarda vuvuzela sesi dinmek bilmedi. Geride kalan ilk tur maçlarından sonra oluşan genel kanı olarak dünya kupasının keyifsiz geçmesinde şüphesiz katkısı var. Futbolcuları da tribündeki ve televizyonlardaki seyirciyi de etkiliyor bu ses. Durmaksızın ve temposuz bir şekilde çalınacağına tempolu ve aralıklı çalınsaydı eminim böyle bir tepki görmezdi..

İşte bildiğiniz gerçekler bunlar.. Üzülmeyin.

Haydi! Beynimizi Kandıralım..

İnsan beyni için o kadar övgüler diziliyor ki.. Bir kaynakta ancak %2′sini, başka bir kaynakta sadece %10′unu kullanabildiğimiz söyleniyor. Hatta işi daha da abartıp, tamamını kullanabilsek; kendimizi ışınlayabileceğimizi söyleyenler de var. Bunları şimdilik geçelim ve o tamamını kullanamadığımız beynimize kullanabildiğimiz kısmıyla oyunlar oynayalım. Smashinglists adlı sitede gördüğüm 10 maddelik bir liste var..

1. Ganzfeld Deneyi (Uyarımı) : Radyoda sadece parazit olan bir kanalı açıyoruz. Gözümüze ikiye bölünmüş pinpon toplarını her birine yarısı olmak üzere yapıştırıyoruz (alternatif yöntemler de olur). Bir kaç dakika sonra enteresan şeyler görmeye, duymaya başlıyoruz. Bunun daha da gelişmiş versiyonu iki kişi arasında telepati kurma yöntemiyle yapılıyor. Daha detaylı bilgi için şuraya ve şuraya bakma şansımız var.

2. Acınızı Hafifletin: Bu gerçekten ilginç bir deneyim olacak. Anlatılana göre parmağınızda oluşan herhangi bir yaraya dürbünün ters tarafından bakarsanız, acıyı daha az hissedeceksiniz. Bu deney Oxford Üniversitesinde gerçekleştirilmiş.

3. Canım Organım: Evet, saçma bir başlık oldu. Yazının başlığı “Confuse your Proprioreception” idi. Google çeviremedi. Wikipedia’dan da bakınca tam bir karşılığı olmadığını gördüm. Neyse efendim. Bu deney için gerekenler. 1 adet göz bağı, 2 adet sandalye, 1 adet insan. İnsanı alıp önümüzdeki sandalyeye oturtuyoruz. Gözlerimizi bağlıyoruz. Bir elimizle kendi burnumuza diğer elimizle onun burnuna dokunuyoruz. Tataaam. Burnumuz epey uzadı… Aşağıdaki gibi..

4. Sol beyinden sağ bacağa emredememek: Sağ bacağınızı yerden bir kaç cm kaldırın ve saat yönünde çevirmeye başlayın. Bu sırada elinizle 6 çizin. Bacağınız artık saat yönünün tersine dönüyor ve sizin yapabileceğiniz hiç bir şey yok (ürkütücü). Çevirdiğiniz bacağınızı kontrol eden beynin sol tarafı, ritim ve zamanlamayı üstlenirken, beynin sağ tarafı iki karşıt hareketi aynı anda yorumlayamıyor ve ikisini tek bir hareket olarak uyguluyor.
Devamını okuyun

Muhasebeye Giriş

smmmŞimdi oturup burada muhasebeyi anlatacak değilim. gelir tablosu bilanço şudur hesaplar şudur falan. Amacım muhasebe ile mizahı (her ne kadar zor olsa da) birleştirmek. İlk yazım da muhasebeye nasıl girdiğim ile ilgili olacak..

Seneler 1997′yi (aslında hatırlamıyorum sallıyorum) gösterdiğinde fen lisesi sınavına girecek yeterli notum olmadığı için eşit ağırlık seçtim. Bu aslında muhasebeci olan babamın yolunda ilerleyeceğimin ilk işareti idi. Klişe olarak ilgi alanım paralelelinde bilgisayar ya da elektronik ile ilgili bir bölüm seçerdim ancak hocalarım buna imkan vermedi. 2000 yılında KTU İşletme’yi kazandım. 2002 yılında da babamın yanında çalışmaya başladım.

Aslında 2003-2004′e kadar çalıştım denemez. Çünkü 1 ay işe gidiyorsam 11 ay gitmiyordum. Okulu bahane ederek evde kalıyordum. Halbuki hiç alakası yok. Muhasebe ile ilk tanıştığımda her muhasebe öğrencisinin yaşadığını düşündüğüm çelişkiyi yaşadım. Mesela firma ticari mal alıyor hesabın borcuna işleniyor. Madem mal aldı neden borç oluyor diyordum. Ya da satış yapıyorsun alacak tarafına işleniyor. E kardeşim madem sattık neyi alacağız? Bu düşünceler tabi düz mantıkla oluştu.

Neyse efendim işin mantığını kavradıktan sonra bu çelişkiyi atlattım. 2 sene önce de İşletme’den mezun olup staj hayatına atıldım. Evet benim muhasebeye girişim bu şekilde oldu. Bu arada dün babama yine wordpress üzerine kurulu bir site yaptım. Beğenmedi. Web 2.0 sanıyorum nesillerde de fark ediyor. Eski tip html üzerine kurulu siteleri gösterip böyle olsun dedi.

Haydin

Onlarca farklı isim ile yaptığım başarısız web sitesi denemelerinin ardından yıllardır kullandığım “rumuzumu” da menfaatim uğruna kullanmaya karar verdim. Şimdi beni tanımayan bilmeyebilir. Hatırlatalım.

sinetr.com
sivri.org
kitap-tr.com
animaj.com
teknokultur.com

Onlarca olmadı ama olsun. Tüm bu sitelerde bana büyük destek vereceğini söyleyen ama sonradan beni yarı yolda bırakan arkadaşlarımı deşifre etmeyi kendime ve internet camiasına borç bilirim. Corey (Ali Aktın), raven-rudon (Emre Aydemir), Jinx (Gürhan Levent Oğuz). Başta bu üçü olmak üzere BRO ve focuS rumuzlarını kullanan bir kaç arkadaş daha son tahlilde aralarına katıldı. Bu 5 kişiyi şurada bulabilirsiniz.

Her neyse..Açıkçası her konuda yazmayı düşünüyorum. “Misal?” derseniz. Internet ve ana dalım olan muhasebe başta olmak üzere yer yer hüzünlü yer yer gülümseten yazılarım olacak. Beni takip edenlerin ve edeceklerin hayatının büyük ölçüde değişeceğini garanti edebilirim. Öyle yazılar olacak ki öyle böyle değil.. Spoiler olmasın diye daha fazla uzatmıyorum.

Sırf ilk ve samimi bir yazım olsun diye yazdığım bu yazıyı noktalıyorum.